Ülkemizin gündemini fazlasıyla meşgul eden bu konu hakkında bazı gözlemlerimi dile getirmek istiyorum.Türkiye de herşeyden önce “Baş örtüsü niçin takılır?” sorusuna cevap verebilecek insan sayısının az olduğuna inanıyorum.Gerek başı örtülü bayanlar,gerek ise başı açık bayanlar bu konu hakkında sadece gelenek ve göreneklerimizin elverdiği ölçüde bilgililer.
Bugün İstanbul’un Bakırköy semtinde başı örtülü bir bayan gördüm.Baştan aşağıya açık yeşil renge bürünmüş transparan bir kıyafet giymişti.Yani kendini kandırıp başını örttüğü gibi dikkat çekmek içinde transparan giyinmişti.Ona göre herşey yolundaydı.Açıkçası kendince islam dininde bir açık bulmuş başını örttükten sonra gerisi önemli değil mantığını geliştirmişti.Peki gerçekten öyle miydi?Yani saçları gözükmedikten sonra gerisinin önemi yok muydu?Peki saçlarını neden örttüğünü biliyor muydu?Yanıtını bildiğim halde bu soruları onada sormak isterdim.
Kuranı kerimde açıkça belirtilir ki saçı örtmenin ve kapanmanın mantığı erkeklerin bayanlara kötü gözle veya arzulayarak bakmasını engellemektir.Peki siz o başörtüsüne binbir model verip makyaj yapıp güzelleştirirseniz bunun Kuranı kerimde belirtilen haliyle bağdaşan hangi yönü kalıyor?Açıkçası insanlarımızın şunu anlaması lazım.Başını örtmek demek benim namusuma mahremime kimse bakmasın demektir.Eğer siz gidip transparan bir kıyafet giyip başınızı örtsenizde,yüzüne makyaj yapıp çarşafta giyseniz bunun bir hükmü yoktur.Buradaki mantık arzulanmamaktır.Yani takılan peruk vb. aksesuarlar bu yüzden fikrimce caiz değildir.
Olaya birde şu açıdan bakmak gerekir.Bu genç kızlarımızın bilgisiz yada ne yaptığını bilmez olmalarının tek nedeni Anne ve Babalardır.Çünkü onlar kızlarına gösterdikleri baskı ve zorlama aslında daha kötü yaptıklarının farkında bile olmazlar.Baskı sonucu başını örten kız evden çıktıktan biraz sonra başını açabilir.Baş örtüsü takmaktan nefret edebilir.Baskıyla ve zorlama ile yapılan herşey ters tepki görür.Onun için İslam dininde zorlama yoktur.İslam dininde anlatma hoşgörü vardır.Siz çocuklarınızı karşınıza alıp neyin doğru ve yanlış olduğunu anlatın.Gerisi onun kendi vicdanına bırakın o zaten doğru yolu bulacaktır.Bulduğu doğru yol diğer arkadaşlarımız gibi makyaj yapıp başörtü takmak şeklindede olmayacaktır.Tamamiyle neyi niçin taktığının farkında olan ergenler olacaklardır.
Sokaklarda nice gördüğümüz kot pantalonlu başı örtülü kızlarımız neden kapandıklarını bilmedikleri için diğer bilinçli olarak kapalı bayanlarında imajına zede vermektedir.Bazı din düşmanı ve fırsat kolluyan kişiler elinde sigara ile veya sevgilisiyle sarmaş dolaş gezen kapalı bayanları gördüklerinde bunu tüm kapalı bayanlara mal etmektedir.Buda toplumda doğru ve yanlışın bir birine karışmasına sebeb olmaktadır.
İslam dininde zorlama yoktur.İsteyen kapanır,isteyen açılır.Ancak en önemli olan neyi niçin yaptığımızın farkında olmamızdır.Siz başınızı örtmek istemiyorsanız bu sizin doğal hakkınızdır.Zorla başını örtüp diğer ehli başörtülü bayanlara zarar vermekten ise açık gezmek sanırım daha yararlıdır.Bu olayın doğru yolu bulmasında en önemli olay Anne ve Babaların çocuklarıyla konuşması,anlatması ve öğretmesidir.Sakın çocuklarınızla aranızda duvar örmeyin.Çünkü gün gelir o duvar artık aşılmaz olur…
Namaz ne kadar farz ise, tesettür de o kadar farzdır. Zekat ne kadar Allah'ın emri ise, örtünme de o kadar Allah'ın emridir. Oruç ibadeti nasıl tüm semavi şeriatlarda varsa, tesettür de tüm semavi şeriatlarda vardır. Ne ki illetleri farklıdır.
Namaz içbükey bir talimatken, örtü dışbükey bir talimattır. Birincisinin illeti Kur'an tarafından 'her türlü haddi aşma ve çirkin davranıştan kişiyi uzaklaştırarak onda her davranışını gözetleyen bir Allah bilinci oluşturmak' (29.45) şeklinde tanımlanmışken, ikincinin illeti 'iffetin korunması için simge' ve 'tanınacak bir kimlik' (33.59) oluşturmaktadır.
Bununla amaçlanan, kadını toplumun içinde dişiliğiyle öne çıkan bir nesne değil, kişiliğiyle öne çıkan bir özne kılmaktır. Dolayısıyla örtü emri, kadının kişiliğinin bir parçası olan mahremiyetine yönelik ihlalleri peşinen durduran bir önlem, kendisini dişiliğiyle değil kişiliğiyle tanımladığını çevresine bildireceği bir iletişim biçimidir. Yani bir kimlik ibrazı (en yu'rafne) yöntemidir.
Örtünmek insânî ve dolayısıyla fıtrîdir. Bu nedenle hayvanlar örtünmezken insanlar örtünürler. Dolayısıyla örtünme ve çıplaklık arasındaki tercihi, İslamlıktan önce insanlık kriterlerine vurmak, dînî çerçeveden önce insanî ve ontolojik çerçevede tartışmak gerekir.
Bu bilindikten sonra, 'Örtünmenin sınırlarını kim belirleyecek? ' sorusu gündeme gelir. Bu sorunun 'kişisel arzu, moda, gelenek, toplum, devlet, inanç' gibi birden fazla cevabı olabilir. Bir insanı 'müslüman' olarak nitelememize yol açan şey, onun 'Allah'a kayıtsız şartsız teslimiyeti'dir. Bu teslimiyet, şu ön bilgiye/tasavvura dayanır: 'Beni yaratan, beni herkesten çok iyi biliyor ve seviyor. O halde, onun bana yaptığı öneriler, benim için en hayırlı olandır. Ben kendim için, onun benim için seçip-beğendiğine razı ve teslim oldum.'
İşte insanı müslüman kılan tasavvur budur. Bu tasavvurdan neş'et etmeyen bir müslümanlık iddiası, Allah'a göre, sahte bir iddiadır. Esasen, müslüman olmak söz konusu olduğunda, sizin kendinizi ne olarak tanımladığınız değil, Allah'ın sizi ne olarak tanımladığı önemli ve belirleyicidir. Bunu anlamak için de sizin müslüman tanımınızın Allah'ın müslüman tanımıyla örtüşüp örtüşmediğine bakmanız yeterlidir.
Yukarıdaki tasavvurdan neş'et eden imanıyla bir müslüman 'Örtünmenin sınırını kim belirleyecek? ' sorusuna Allah'tan ve O'nun vahyinden bağımsız bir cevap arayamaz. Çünkü bir davranışın 'İslamî' olması, referansının Allah olmasıyla mümkündür. Eğer Kur'an örtünmenin sınırları konusunda hükümler vaz etmişse, bu, müslüman olma iddiasındaki herkesi bağlar. Tabii ki o kimse iddiasında samimiyse.
Samimiyetin ölçüsü bellidir: Kitaba uymak. Samimi olmayanlara ise tek yol kalmıştır: 'Kitabına uydurmak! ' Tarihin tüm samimiyetsizlerine bakınız; kitabına uydurmayı kafaya koyduktan sonra, hangi emre karşı mazeret, hangi yasağa kılıf bulunamaz ki? İnsan istedikten sonra; dinin en temel kurallarının tam aksine 'fetva' verecek bir merci bulur. Hatta bir inanç sistemini, onun esaslarını keyfi yoruma tabi tutarak, tam tersi bir işleve büründürebilir.
Örtünme emrinin estetik bir form olan kadın için, erkekten farklı yanları olduğu aşikar. Bunun kadının dişiliğinin, kişiliğinin önüne geçmemesi/geçirilmemesi için simgesel bir uyarı amacı taşıdığını söylemiştik. Bu uyarının muhatabı, daha çok kadını nesneleştiren üçüncü şahıslardır. Kadın tesettürünün başa taalluk eden kısmı, tesettürün simgesel boyutunun zirveleşen kısmıdır.
Başın örtülmesiyle ilgili Kur'anî talimatların pratikte ne demeye geldiğini öğrenmek isteyen biri, bu ayetlerin Hz. Peygamber'in elleriyle yoğurduğu bir hayatta nasıl uygulandığına bîgane kalamaz. Bu tıpkı, dinin teorik kaynağı olan Kur'an'da yer alan 'Namazı dosdoğru kılınız! ' emrini yerine getirmek için dinin pratik kaynağı olan Peygamber'e başvurma zorunluluğu gibidir. Eğer dinin teorik kaynağıyla olan ilişkinizin, dinin pratik kaynağından bağımsız gerçekleşeceğini düşünüyorsanız, bunun, balı kabul edip arının varlığını ve fonksiyonunu inkar etmekten farksız olduğunu bilmelisiniz.
Bunun adı, dini peygambersizleştirmektir. Sormazlar mı adama 'Bu kitap, sizin başınıza gökten mi düştü? ' diye. Hiçbir peygamber 'iletişim aleti', 'ara kablosu' ya da 'postacı' değildir. Hz. Peygamber ise hiç değildir. O, dinin ve imanın bir parçasıdır. Tıpkı bunun gibi, tesettür emri de Kur'an'ın bir emridir ve başörtüsü tıpkı namaz kadar, oruç kadar farzdır.
Eğer peygambersiz düşünülürse, namazın da 'çaresine bakmak' mümkündür. Bu durumda tartışılması gereken Kur'an ve onun getirdiği esaslar değil, sizin İslam'la geçinmeye gönlünüzün olup olmadığıdır.
Kur'an ve İslam yaşadığı sürece bu emir yaşayacaktır. Bu ülkede işgalci Fransız'ların yapamadığını yapmaya çalışmak nafile bir uğraştır. Bu yüz karası yasağın devamından, bu ülkeye zarar vermek isteyenler dışında, kimsenin bir kazancı yoktur. Aksine ülke kan kaybetmektedir. Bu ülkenin tesettürlü kızları, hicret ederek, yasağı aşarak, okumanın bir yolunu bulurlar. Onlar yarın anne olacaklar, çocuk yetiştirecekler. Onların çocukları bu ülkede yaşayacak; memurluk, askerlik, amirlik, tüccarlık, yöneticilik yapacak. Geleceğin annelerinin, çocuklarına, kendilerine kan kusturan elleri öpmelerini mi vasiyet edeceklerini sanıyorsunuz?
İslam'ı islam yapan, onun insanlık için değişmez değerler getirmiş olmasıdır. O bir dindir. Bir ideoloji, milletin ve devletin imkanlarını kullanarak milletin dinine karşı bir savaş açarsa, bundan 'din' zarar görmez. Çünkü bu ülke toptan dinden çıksa, Allah'ın ve onun dini olan İslam'ın zerrece bir şeyi eksilmez. Fakat dindara zulmedilmiş olur ve bu savaşı açanlar hem kendi ocaklarını, hem de başkalarının ocağını söndürmüş olurlar.
Ülkemizin gündemini fazlasıyla meşgul eden bu konu hakkında bazı gözlemlerimi dile getirmek istiyorum.Türkiye de herşeyden önce “Baş örtüsü niçin takılır?” sorusuna cevap verebilecek insan sayısının az olduğuna inanıyorum.Gerek başı örtülü bayanlar,gerek ise başı açık bayanlar bu konu hakkında sadece gelenek ve göreneklerimizin elverdiği ölçüde bilgililer.
Bugün İstanbul’un Bakırköy semtinde başı örtülü bir bayan gördüm.Baştan aşağıya açık yeşil renge bürünmüş transparan bir kıyafet giymişti.Yani kendini kandırıp başını örttüğü gibi dikkat çekmek içinde transparan giyinmişti.Ona göre herşey yolundaydı.Açıkçası kendince islam dininde bir açık bulmuş başını örttükten sonra gerisi önemli değil mantığını geliştirmişti.Peki gerçekten öyle miydi?Yani saçları gözükmedikten sonra gerisinin önemi yok muydu?Peki saçlarını neden örttüğünü biliyor muydu?Yanıtını bildiğim halde bu soruları onada sormak isterdim.
Kuranı kerimde açıkça belirtilir ki saçı örtmenin ve kapanmanın mantığı erkeklerin bayanlara kötü gözle veya arzulayarak bakmasını engellemektir.Peki siz o başörtüsüne binbir model verip makyaj yapıp güzelleştirirseniz bunun Kuranı kerimde belirtilen haliyle bağdaşan hangi yönü kalıyor?Açıkçası insanlarımızın şunu anlaması lazım.Başını örtmek demek benim namusuma mahremime kimse bakmasın demektir.Eğer siz gidip transparan bir kıyafet giyip başınızı örtsenizde,yüzüne makyaj yapıp çarşafta giyseniz bunun bir hükmü yoktur.Buradaki mantık arzulanmamaktır.Yani takılan peruk vb. aksesuarlar bu yüzden fikrimce caiz değildir.
Olaya birde şu açıdan bakmak gerekir.Bu genç kızlarımızın bilgisiz yada ne yaptığını bilmez olmalarının tek nedeni Anne ve Babalardır.Çünkü onlar kızlarına gösterdikleri baskı ve zorlama aslında daha kötü yaptıklarının farkında bile olmazlar.Baskı sonucu başını örten kız evden çıktıktan biraz sonra başını açabilir.Baş örtüsü takmaktan nefret edebilir.Baskıyla ve zorlama ile yapılan herşey ters tepki görür.Onun için İslam dininde zorlama yoktur.İslam dininde anlatma hoşgörü vardır.Siz çocuklarınızı karşınıza alıp neyin doğru ve yanlış olduğunu anlatın.Gerisi onun kendi vicdanına bırakın o zaten doğru yolu bulacaktır.Bulduğu doğru yol diğer arkadaşlarımız gibi makyaj yapıp başörtü takmak şeklindede olmayacaktır.Tamamiyle neyi niçin taktığının farkında olan ergenler olacaklardır.
Sokaklarda nice gördüğümüz kot pantalonlu başı örtülü kızlarımız neden kapandıklarını bilmedikleri için diğer bilinçli olarak kapalı bayanlarında imajına zede vermektedir.Bazı din düşmanı ve fırsat kolluyan kişiler elinde sigara ile veya sevgilisiyle sarmaş dolaş gezen kapalı bayanları gördüklerinde bunu tüm kapalı bayanlara mal etmektedir.Buda toplumda doğru ve yanlışın bir birine karışmasına sebeb olmaktadır.
İslam dininde zorlama yoktur.İsteyen kapanır,isteyen açılır.Ancak en önemli olan neyi niçin yaptığımızın farkında olmamızdır.Siz başınızı örtmek istemiyorsanız bu sizin doğal hakkınızdır.Zorla başını örtüp diğer ehli başörtülü bayanlara zarar vermekten ise açık gezmek sanırım daha yararlıdır.Bu olayın doğru yolu bulmasında en önemli olay Anne ve Babaların çocuklarıyla konuşması,anlatması ve öğretmesidir.Sakın çocuklarınızla aranızda duvar örmeyin.Çünkü gün gelir o duvar artık aşılmaz olur…
Namaz ne kadar farz ise, tesettür de o kadar farzdır. Zekat ne kadar Allah'ın emri ise, örtünme de o kadar Allah'ın emridir. Oruç ibadeti nasıl tüm semavi şeriatlarda varsa, tesettür de tüm semavi şeriatlarda vardır. Ne ki illetleri farklıdır.
Namaz içbükey bir talimatken, örtü dışbükey bir talimattır. Birincisinin illeti Kur'an tarafından 'her türlü haddi aşma ve çirkin davranıştan kişiyi uzaklaştırarak onda her davranışını gözetleyen bir Allah bilinci oluşturmak' (29.45) şeklinde tanımlanmışken, ikincinin illeti 'iffetin korunması için simge' ve 'tanınacak bir kimlik' (33.59) oluşturmaktadır.
Bununla amaçlanan, kadını toplumun içinde dişiliğiyle öne çıkan bir nesne değil, kişiliğiyle öne çıkan bir özne kılmaktır. Dolayısıyla örtü emri, kadının kişiliğinin bir parçası olan mahremiyetine yönelik ihlalleri peşinen durduran bir önlem, kendisini dişiliğiyle değil kişiliğiyle tanımladığını çevresine bildireceği bir iletişim biçimidir. Yani bir kimlik ibrazı (en yu'rafne) yöntemidir.
Örtünmek insânî ve dolayısıyla fıtrîdir. Bu nedenle hayvanlar örtünmezken insanlar örtünürler. Dolayısıyla örtünme ve çıplaklık arasındaki tercihi, İslamlıktan önce insanlık kriterlerine vurmak, dînî çerçeveden önce insanî ve ontolojik çerçevede tartışmak gerekir.
Bu bilindikten sonra, 'Örtünmenin sınırlarını kim belirleyecek? ' sorusu gündeme gelir. Bu sorunun 'kişisel arzu, moda, gelenek, toplum, devlet, inanç' gibi birden fazla cevabı olabilir. Bir insanı 'müslüman' olarak nitelememize yol açan şey, onun 'Allah'a kayıtsız şartsız teslimiyeti'dir. Bu teslimiyet, şu ön bilgiye/tasavvura dayanır: 'Beni yaratan, beni herkesten çok iyi biliyor ve seviyor. O halde, onun bana yaptığı öneriler, benim için en hayırlı olandır. Ben kendim için, onun benim için seçip-beğendiğine razı ve teslim oldum.'
İşte insanı müslüman kılan tasavvur budur. Bu tasavvurdan neş'et etmeyen bir müslümanlık iddiası, Allah'a göre, sahte bir iddiadır. Esasen, müslüman olmak söz konusu olduğunda, sizin kendinizi ne olarak tanımladığınız değil, Allah'ın sizi ne olarak tanımladığı önemli ve belirleyicidir. Bunu anlamak için de sizin müslüman tanımınızın Allah'ın müslüman tanımıyla örtüşüp örtüşmediğine bakmanız yeterlidir.
Yukarıdaki tasavvurdan neş'et eden imanıyla bir müslüman 'Örtünmenin sınırını kim belirleyecek? ' sorusuna Allah'tan ve O'nun vahyinden bağımsız bir cevap arayamaz. Çünkü bir davranışın 'İslamî' olması, referansının Allah olmasıyla mümkündür. Eğer Kur'an örtünmenin sınırları konusunda hükümler vaz etmişse, bu, müslüman olma iddiasındaki herkesi bağlar. Tabii ki o kimse iddiasında samimiyse.
Samimiyetin ölçüsü bellidir: Kitaba uymak. Samimi olmayanlara ise tek yol kalmıştır: 'Kitabına uydurmak! ' Tarihin tüm samimiyetsizlerine bakınız; kitabına uydurmayı kafaya koyduktan sonra, hangi emre karşı mazeret, hangi yasağa kılıf bulunamaz ki? İnsan istedikten sonra; dinin en temel kurallarının tam aksine 'fetva' verecek bir merci bulur. Hatta bir inanç sistemini, onun esaslarını keyfi yoruma tabi tutarak, tam tersi bir işleve büründürebilir.
Örtünme emrinin estetik bir form olan kadın için, erkekten farklı yanları olduğu aşikar. Bunun kadının dişiliğinin, kişiliğinin önüne geçmemesi/geçirilmemesi için simgesel bir uyarı amacı taşıdığını söylemiştik. Bu uyarının muhatabı, daha çok kadını nesneleştiren üçüncü şahıslardır. Kadın tesettürünün başa taalluk eden kısmı, tesettürün simgesel boyutunun zirveleşen kısmıdır.
Başın örtülmesiyle ilgili Kur'anî talimatların pratikte ne demeye geldiğini öğrenmek isteyen biri, bu ayetlerin Hz. Peygamber'in elleriyle yoğurduğu bir hayatta nasıl uygulandığına bîgane kalamaz. Bu tıpkı, dinin teorik kaynağı olan Kur'an'da yer alan 'Namazı dosdoğru kılınız! ' emrini yerine getirmek için dinin pratik kaynağı olan Peygamber'e başvurma zorunluluğu gibidir. Eğer dinin teorik kaynağıyla olan ilişkinizin, dinin pratik kaynağından bağımsız gerçekleşeceğini düşünüyorsanız, bunun, balı kabul edip arının varlığını ve fonksiyonunu inkar etmekten farksız olduğunu bilmelisiniz.
Bunun adı, dini peygambersizleştirmektir. Sormazlar mı adama 'Bu kitap, sizin başınıza gökten mi düştü? ' diye. Hiçbir peygamber 'iletişim aleti', 'ara kablosu' ya da 'postacı' değildir. Hz. Peygamber ise hiç değildir. O, dinin ve imanın bir parçasıdır. Tıpkı bunun gibi, tesettür emri de Kur'an'ın bir emridir ve başörtüsü tıpkı namaz kadar, oruç kadar farzdır.
Eğer peygambersiz düşünülürse, namazın da 'çaresine bakmak' mümkündür. Bu durumda tartışılması gereken Kur'an ve onun getirdiği esaslar değil, sizin İslam'la geçinmeye gönlünüzün olup olmadığıdır.
Kur'an ve İslam yaşadığı sürece bu emir yaşayacaktır. Bu ülkede işgalci Fransız'ların yapamadığını yapmaya çalışmak nafile bir uğraştır. Bu yüz karası yasağın devamından, bu ülkeye zarar vermek isteyenler dışında, kimsenin bir kazancı yoktur. Aksine ülke kan kaybetmektedir. Bu ülkenin tesettürlü kızları, hicret ederek, yasağı aşarak, okumanın bir yolunu bulurlar. Onlar yarın anne olacaklar, çocuk yetiştirecekler. Onların çocukları bu ülkede yaşayacak; memurluk, askerlik, amirlik, tüccarlık, yöneticilik yapacak. Geleceğin annelerinin, çocuklarına, kendilerine kan kusturan elleri öpmelerini mi vasiyet edeceklerini sanıyorsunuz?
İslam'ı islam yapan, onun insanlık için değişmez değerler getirmiş olmasıdır. O bir dindir. Bir ideoloji, milletin ve devletin imkanlarını kullanarak milletin dinine karşı bir savaş açarsa, bundan 'din' zarar görmez. Çünkü bu ülke toptan dinden çıksa, Allah'ın ve onun dini olan İslam'ın zerrece bir şeyi eksilmez. Fakat dindara zulmedilmiş olur ve bu savaşı açanlar hem kendi ocaklarını, hem de başkalarının ocağını söndürmüş olurlar.